Karanlığa Terk Edilen "Çocuklar"ımız

Karanlığa Terk Edilen "Çocuklar"ımız

Kızımla beraber küçük taşlar toplamış oynuyorlardı. Beni görünce birden irkildi. "Amca valla ben hemen gidiyorum."

Ben şaşkınlıkla, "Nereye gidiyorsun?" dedim.

"İşime."

"İşin ne senin?"

"Kayısıların altında kalan parçalanmış kayısılar" …

Bakıyorum, yaşı 5–6 ya var ya yok. Kızımla aynı yaşta görünüyorlar. Elleri, ayakları, yüzü kir içinde. Saçları sanki hiç tarak görmemiş; ot çöpleri saçlarının içinde… Pantolonu yırtılmış dizleri dışarıda; giydiği erkek gömleğinin kolunun yarısı yok. Kirden simsiyah olmuş o minicik elleriyle düğmeleri kopmuş gömleğini göğsünde birleştirmeye çalışıyor…

Kalkıp kayısı bahçesine doğru koşmaya başlayınca, terliğinin yarısı koptuğu için ayak topuğunun yara ve kan içinde olduğunu hiç unutamıyorum… Evet, bu küçücük kız, bu minicik yürek bir tarım işçisiydi. Ona da günlük yevmiye veriliyordu anlaşılan. Ve yevmiyesini hak etmek için koşuyordu. Belliki korkutulmuştu işini astığı için…

*** Kayısı işçisi, fındık işçisi, pamuk işçisi… Bugünlerde şehirlerarası terminaller iş için giden tarım işçileriyle dolup taşıyor. Ailenin en yaşlısından en küçüğüne kadar herkes… Kendi evini, doğduğu yeri bırakıp bir ekmek için gidiyorlar umuda… Adeta 24 saat çalışan bu ailelerin fert başına aldıkları ücreti işitirseniz bir de…

*** … Ya çocuklar… O mahzun yüzler… Erken yaşta atılırlar hayata. Yaşıtları okula giderken onlar hayatın derdinde. Yaşıtları yataklarında mışıl mışıl uyurken, onlar sabahın beşinde kayısıların altında, pamuk tarlasında güneşin altında ya da fındıkları doldurmakta torbaya…

*** Sokakta çalışan çocuklar… Okula giden yaşıtları renkli kalemler, kokulu silgiler doldururken çantalarına, onlar ellerinde kâğıt mendil ile kaldırımlarda müşteri peşinde. Yaşıtları annelerinin hazırladığı kahvaltıyı beğenmezken onlar kuru bir ekmek parçasının, yarım bir simidin derdinde… Yaşıtları mağazalarda giyecek seçerken onlar üstleri yırtık olduğu için çatlayan-kanayan dirseklerinin, dizlerinin acını yaşamakta… Yaşıtları türlü türlü renkli tokalar takarken, saçlarını büklüm büklüm yaparken onların belki de hayatta hiç tarak görmemiş saçları. Yaşıtları güneşte esmerleşmeye çalışırken, onlar bembeyaz olan tenlerini nasıl tekrar ortaya çıkaracaklarını düşünmekte… Ne bir oyuncağı olmuştur, Ne de bir kumbarası. Ne bir parça şefkat görmüşler, Ne de sevgi kırıntısı. Yürekleri buz kesmiştir gece boyunca üzerinde uyudukları kaldırımlar. Hepsinin bir geçmişi vardır, Ya yarınları

*** Yine de umutları var, Yine de inadına yaşıyorlar. Ertelenen düşleriyle geleceğe bakıyorlar. Her şeye rağmen ayaktalar, Çok şey başarıyorlar, çok şey…


Eşref Bolukçu
Psikolojik Danışman
 

0 YORUMLAR

    Bu KONUYA henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz...
YORUM YAZ